demlikposeti

Yılmaz Özdil’den GDO Hakkında Garip Bir Yazı

on Nov.06, 2009, under Herşey!

Yılmaz Özdil’in bu yazısını okurken çok şaşırdım. Üretim yöntemleri ve tüketim alışkanlıkları biribirinden ayrı şeyler. Hele artan ihtiyacı karşılamak için hormon yöntemleri veya gentik yöntemlere başvurmak, kadının oğluna tarhana yapmayan kötü ev kadını olmasından çok farklı bir konu. Sizi bilmem ama bana Yılmaz Özdil genetiği değiştirilmiş gıdalar hakkında yazı yazmak isteyip, bütün suçu kadınlara, kadınların ev kadını olmamasına getirmiş.

Yazıda erkeklere düşen pay ise “Aktardan alışveriş yapmamak”.

Türkiye’nin en Doğan Grubu gazetesinde “Hee, işte kadın olarak sen mutfağa girip tarhana yapmazsan, her kış turşu kurmazsan oğlun obez olur kızın piyanist olur!” demek çok ilginç birşey. Bana ilginç geldi, pek de hoşuma gitmedi bu yazı ve Özdil’in bu yazıdaki tarzı. Sizinle de paylaşmak istedim.

GDO’lu diyet tarifleri

Haliyle panik halindesiniz…

“Nasıl anlarız? Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.

Şöyle…
*
Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya… Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya… İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef. * Ne verirlerse… Onu yiyeceksiniz.
*
Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz… Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli… Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran… İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef… Torunlarınız da.
*
Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için… İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor. * Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de, Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak? Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye… İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız… Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?
*
Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun… Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun… Ne işe yaradı senin pazara gitmen?
*
Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi… Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!
*
Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun… Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini sanıyorsun?
*
Çin’den bal getiriyorlar mesela… Taaa Arjantin’den, Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan… İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum… Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.
*
Uzatmayayım. Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
*
Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA’sını değiştirdi!
*
Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.
*
Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz… Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.

- Yılmaz Özdil / 6 Kasım 2009, Hürriyet

Modern toplum mu eleştiriliyor, modern kadın mı eleştiriliyor, hazır çorba üreten mi suçlanıyor, ne oluyor? Ayrıca kim bu “Elin adamı” ? Sam Amca mı? Sakın çok tanıdığımız, rahmetli bir “Halkın Adamı” yapmış olmasın bunları bize?

Bir yandan da insan ister istemez “Hırsızın hiç mi suçu yok?” demek istiyor.

Tarım üzerindeki düzenlemeler ile ülkede üretim yapmayı yavaş yavaş kısarak yok edenlerin, tarım ürünlerinde üreticiyi global rekabet ile zorlayanların, kendi karlarını yüksek tutmak için alış fiyatlarını en dibe çeken siyasetçi / iş adamlarının hiç mi payı yok?

Ailelerimiz ambalajlı ürün aldı, annemiz börek açmadı, kızımız piyano dersi aldı diye oldu bunlar demek ha?

Vay canına.

Aklıma 5 Kasım’ın ertesindeki bugün nedense V for Vendetta filmindeki “Lewis Prothero” geldi.

:,

2 Comments for this entry

  • omer

    tamam biraz taraflı girmiş olaya da, bence tüketim mantalitesinin eksi yöntemlerin yerini kolaya kaçmanın aldığını gösterebilmiş az da olsa. kabul ediyorum daha mantıklı, anlatılabilirmiş durum. ama oturup bi saat harcayıp köfte yapmak varken içinde Ebişbişi olan boya maddeleri olan adını bile bilmediğimiz sebzelerin GDOlu hallerinin nişastaları olan köfteleri az fiyata alıp yemek insanın kolayına geliyo. son 10 20 senedir de bu fiyat düşüklüğü insanları yapay şeyler yemeye itiyo ve insanlar ğişin zoruna yönelip işin zoruyla uğraşmıyo. iyi yansıtmamış olabilir ama esas ele aldığı bakış açısını benimsiyorum deyebilirim.

  • Murat Kemal BEYKAL

    Globalleşen dünyamızda koçandan kemirirken dişimizin arasında girip gülünce görüntü kirliği oluyor veya hijyen şartları yok diye sokakta arabadan haşlanmış ve közde mısır yemiyoruz… Tüccar kardeşlerimiz bu özlemimiz gördü ve artık alışveriş merkezlerinde başlayan sonra sokağa taşan Malezya’dan dondurulmuş ithal “hibrit” mısırları tertemiz bardaklarda şirin markaları altında bize sundu. Peki hocam bardakta “hibrit” mısır yemek caiz mi?? Daha da önemlisi bu soruyu basında sormak caiz mi? Yoksa poltikacıların yakınları da tüccar kardeşlerimizin ardından mısır işine girdi diye hiç sormasak mı?? Çayın demi bira koyu mu oldu, üzerine su ilave edelim o zaman :)

Leave a Reply